Uye girisi

Kullanici
Sifre
Hatirla

Kategoriler

Son Yazilar

Son Yorumlar


1918'de, Amerika'nın New Orleans şehrinde inşaasına başlanan görkemli tren istasyonun yapımı nihayet sona ermiştir. Sıra açılıştadır. Başkan'ın da hazır bulunduğu açılışta, yapımı yıllarca süren saat te ilk defa görücüye çıkacaktır. Yıllarını bu saatin yapımına adamış, doğuştan iki gözü de görmeyen yaşlı saatçi, çarkı çevirir ve saat dönmeye başlar. Fakat ortada bir terslik vardır. Saat tersine işlemektedir!
Birinci Dünya Savaşı'nda oğlunu yitirmiş olan saatçi, bu durumu şöyle açıklar: "-Belki savaşta kaybolanlar, evlerine tekrar dönebilirler."

Peki, gerçekten böyle bir şey olsaydı; zaman tersten işleseydi, yaşam bizim için nasıl şekillenirdi?

Olağanüstü koşullarda dünyaya gelen Benjamin Button için zaman tersine işlemektedir. Seksen yaşlarında dünyaya gelirken, annesinin de ölümüne sebep olmuştur. Şoka uğrayan baba, ne yapacağını bilemediği için Benjamin'i bakım evinin önüne bırakarak kaçar.
Bakım evinden sorumlu Queenie, ilk gördüğünde Benjamin'in durumunu fazla garipsemez ve Tanrı'nın bir lütfu olarak gördüğü Benjamin'e sahip çıkar. Yaşlılığın verdiği birçok hastalığı –Eklem rahatsızlıkları, derinin sertleşmesi, solunum zorluğu vs.- bulunan bu ihtiyar çocuk gün geçtikçe gençleşecek, değişik maceralara atılacak ve aşkı tadacaktır...
Birçok sevdiği kişinin ölümüne tanık olan bu adam için en acı verici olay ise, kendisi gençleşirken; sevdiği kadının yaşlanması olacaktır...


Çektiği Se7en, The Game, Fight Club, Panic Room gibi filmlerle rüştünü çoktan ispat etmiş olan yönetmen David Fincher, yine bir başyapıta imzasını atıyor. Daha başka söylenecek bir şey yok. Farklı konusu, senaryosu, oyuncuları, kurgusu, müzikleri, görselliği, kısacası her şeyi ile muhteşem bir film var karşımızda.
Şimdiye kadar Akademi tarafından görmezden gelinen –Ki çoğu kişiye göre Akademi'nin yaptığı en büyük hatalardan biridir bu.- David Fincher'ın, Benjamin Buton filmiyle bu sefer Oscar heykelciğini kapacağı, son günlerde en çok konuşulan konulardan da biri ayrıca...


zamett - Film - 2 Yorum - 9 Ocak 2009
adimavi - 02.12.2009

Yüklü video yok.

paveldanton - 09.01.2009

Yüklü müzik yok.

Yüklü altyazi yok.

Yorumlar (2)

Bu filmi dün akşam indirip izledim ve gerçekten de harika bir senaryo ve oyunculukla karşılaştım.
Acaba filmden sonra mı yazmış Can Yücel bu yazıyı, yoksa daha önce mi? Çünkü filmin konusu da aynen böyle.
Can Yücel'e katılmamak mümkün değil, hakikaten insan önce yaşlanıp; ondan sonra gençleşse, daha kıyak olacakmış gibi. Fakat hepimizin dünyaya gelme sebebi olan o orgazmın, sonumuzu getirmek için tekrar ortaya çıkması hiç hoş olmazdı gerçekten. :-)
irfan7563
06.02.2009 13:42:47
Can Yücel'den bir alıntı yapmak istedim:

Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir. Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel hatta mükemmel olurdu. Nasıl mı ? Camide uyanıyors unuz. Bir tahta sandık içerisinde, herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette. Tabuttan doğruluyorsunuz, oldukça yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak. Herkes etrafınızda, büyük itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır. Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz. Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev...Altmışlı yaşlara kadar herşey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor. Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size hoşgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz... Ve genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak işe başlıyorsunuz. Herkes karşınızda el pençe divan...Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz. Diğer hormonal aktiviteler artıyor, fevkalade. Aman ne güzel günler başlıyor. Derken birgün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada babanız ortaya çıkmış, "fazla çalıştın" diyor "Artık eve dön, işi bırak, okumaya başla, harçlığın benden olsun..." Keyfe bakar mısınız ? Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden su gölden bir dönem başlıyor. Partiler, diskotekler. Derken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık. Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna" diyorlar. Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz. Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor. Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır. Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor sıcacık yumuşacık gürültüsüz ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz. Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz. Ve günün birinde müthiş keyifli bir orgazm ile hayatınız bitiyor...
zamett
11.01.2009 23:51:39

Yorum yap

  • Ana Sayfa
  • SineVizyon
  • Haberler
  • Yakında
  • Kritik
  • Videolar
  • Resimler
  • Müzikler
  • arshiv.net © 2006 - 2010