Uye girisi

Kullanici
Sifre
Hatirla

Kategoriler

Son Yazilar

Son Yorumlar


Kahramanımız Frankie Wilde, Ibiza'nın en ünlü DJ'idir. O kadar ki, filmin başında şu an dünyanın en ünlü beş DJ'i ile yapılan ropörtajlarda adamlar onu kıskandığını, kendine has bir tavrı olduğunu falan söylemektedirler.

Günün birinde, Frankie'nin elinden Max adında bir adam tutar. Max'in dini imanı paradır. Frankie'yi sırf altın madeni olduğu için sevmektedir. Frankie, Max'in yardımı ile bir albüm yapar ve albüm patlar. Artık ondan mesudu yoktur. Klibinde oynayan bir hafif meşrebe (Sonja) gönlünü kaptırır Frankie. Evlenirler ama kadın doyumsuzdur. Çocukları zenci doğar...

Frankie kendini uyuşturucuya o kadar vermiştir ki; artık başka yere veremez hale gelmiştir. Bir gün evde maç izlerken, sağ kulağında bir çınlama hisseder. Duymuyodur! Frankie sağır olmuştur. Haliyle de, sağır bi DJ'le kimse çalışmak istemez ve bu da Frankie'nin kendisini daha da çok içkiye ve uyuşturucuya vermesine neden olur. Kapitalist Max zaten çoktan tekmeyi köklemiştir buna. Sonra Frankie aydınlanma çağına girer ve yeniden doğar. Bu süreçte temizlenmiş ve duyma engelini kabullenmiştir. Bunda, dudak okuma hocası olan Penelope'nin de katkısı büyüktür. DJ'lik kariyerini noktalamış, sade hayatına alışmaya başlamış olan Frankie; bir gece müziği duyamasa da; uygun ortam sağlandığında titreşimleri vasıtasıyla müziği hissedebildiğini, bir anlamda farklı bir yoldan tekrar hissedebildiğini fark eder ve bu, Frankie'nin DJ'lik kariyerindeki ikinci dönüm noktası olarak tarihe geçer. Kolları yeni bir set için sıvıyan Frankie, sağır bir DJ olaran neler yapabileceğini hem kendisi görecek hem de onu çoktan silmiş olan İbiza'ya ve sahte dostlarına gösterecektir...

Çok dar bir zamanda geçen, bana göre sığ bir hikâye.


adimavi - Film - 1 Yorum - 27 Eylül 2006

Yüklü galeri yok.

Yüklü video yok.

paveldanton - 27.09.2006

Yüklü müzik yok.

Yüklü altyazi yok.

Yorumlar (1)

Filmi dün gece izledim. İzlerken, bir yandan da konunun sığ işlendiğini düşünmeye başladım. Fakat bittikten sonra, üzerinde biraz da düşününce; aslında öyle olmadığına kanaat getirdim. Bence, filmi yapmadan önce, böyle olmasına, böyle işlemeye, bu açıdan bakmaya karar vermiş Michael Dowse. Olayı, olduğundan daha fazla dramatize etmek istememiş. Başarmış ta! Zira Frankie'nin yaşadığı üzücü bir olay olsa da; bir trajedi değil sonuçta. Sen alkolün, uyuşturucunun dibine vuracaksın, sürekli gümbür gümbür müzik dinleyip; geçim kaynağını hiç korumayacaksın. Üstüne üstlük, sorunu umursamayacak, görmezden geleceksin. Sonra da başıma gelenler reva mı? diyerek feryat edeceksin. Pek makul bir yaklaşım olmazdı kanımca. Dramın, gayet dozunda verildiği, izleyicinin gözüne sokulmadığını düşünüyorum. Yine de, film 120 dakika çekilebilinir ve olaylar biraz daha detaylandırılabilinir, daha geniş bir zaman mefrumuna yayılabilinirdi diyorum...
Tekno, trance müzik sevmeyen biri olmama rağmen, filmin müziklerini beğendim. Özellikle de Frankie'nin sağır halde yaptığı ilk çalışmayı. Birkaç saattir de film müziklerini dinliyorum. Kafama takılan tek nokta, filmde, Frankie'nin sağır olduktan sonra da diksiyonunda hiçbir bozulma olmaması. Bildiğim kadarıyla, sağır olan biri, çıkardığı sesi duyamadığı için, iyi bir diksiyona da sahip olamaz. Yani, eğer ben yanlış ya da eksik bir şey bilmiyorsam; Frankie'nin sağırlığından sonraki tüm replikleri hatalı seslendirilmiş. Aynı, dudak okuma hocası gibi Penelope gibi, en azından hafif peltek konuşmalıydı. Son olarak, hikâyemizin gerçek bir yaşam öyküsünü anlattığını da potansiyel izleyiciye aktarmak isterim...
paveldanton
02.01.2009 20:22:48

Yorum yap

  • Ana Sayfa
  • SineVizyon
  • Haberler
  • Yakında
  • Kritik
  • Videolar
  • Resimler
  • Müzikler
  • arshiv.net © 2006 - 2010